Ad (İsim) Üzerindeki Hakkın Korunması

AD ÜZERİNDEKİ HAKKIN KORUNMASI

Medeni kanun kişilik haklarının korunmasına yönelik bazı hükümler getirmiştir. Kişinin adı da kişilik haklarının bir parçasıdır ve kişilik haklarının korunmasına yönelik hükümlerden yararlanır. Ancak kanunumuz adın korunmasına yönelik özel bir hüküm de getirmiştir. TMK m.26’ya göre “Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir.

Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddî zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir.” Adın kapsamına kişinin hem ismi hem de soyadı girmektedir. Bunlara ek olarak öğretide lakabın ve müstear adın da bu koruma kapsamında olduğu kabul edilmektedir. Ad denildiğinde ilk etapta akla gerçek kişiler gelse de bilindiği üzere tüzel kişilerin de unvanları vardır. Tüzel kişilerin unvanları da bahsi geçen korumadan yararlanabilirler. TMK m.26’nın ilk fıkrası “Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir.” şeklindedir. Burada ifade edilmek istenen bir kişinin mevcut olarak kullandığı adı kullanma hakkının olmadığına yönelik bir beyanla karşılaşmasıdır. Eğer kişi böyle bir beyanla karşı karşıya kalırsa çekişmeye konu olan adı kullanma hakkına sahip olduğunun tespit edilmesi için dava açabilir. Maddenin ikinci fıkrasında ise adın haksız olarak kullanılmasından bahsedilmektedir. Eğer kişi bir başka kişinin veya da bir nesnenin adını hakkı olmaksızın kullanıyorsa bu kişi o adı haksız olarak kullanıyor demektir. Adı haksız olarak kullanılan kişi, adını kullanan kişinin bu kullanımına son verilmesini isteyebilir. Bu isteğe rağmen adı haksız olarak kullanan kişi halen adı kullanmayı sürdürüyorsa saldırıya son verilmesi davası açılabilir. Eğer kişinin adı henüz haksız olarak kullanılmıyor ancak mevcut ve inandırıcı olgular ileride haksız kullanımın olacağını ortaya koyuyorsa önleme davası açılabilir. Bu davaların açılması için adı haksız olarak kullanan kişinin kusurlu olmasına gerek yoktur. Ancak eğer kişi kusurluysa adı haksız olarak kullanılan kişi maddi tazminat davası da açabilir. Buna ek olarak kanun “…uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir.” diyerek manevi tazminat davası açılmasına da imkân sağlamıştır. Yazımızın girişinde adın bir kişilik hakkı olduğunu ve kişiliği korumaya yönelik genel hüküm niteliğindeki maddelerden de yararlanılabileceğini belirtmiştik. TMK m.24’e göre “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.” Ada karşı yukarıdaki açıklamaklar kapsamına girmeyen bir saldırı söz konusu olursa bu durum TMK m.24 kapsamında değerlendirilir ve ad yine korunur.

“Dava, bir kişilik hakkı olarak adın korunması bağlamında isim hakkına yapılan tecavüzün önlenmesi istemine ilişkindir.
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 2/1-ğ maddesinde sendikalar “İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar” olarak tanımlanmıştır.
6356 sayılı Kanun’da bir tüzel kişi olarak sendikaların isim hakkına yapılan saldırının önlenmesine dair bir düzenleme yer almamaktadır. 6356 sayılı Kanun’un 80 inci maddesinin birinci fıkrasına göre de “Kuruluşlar hakkında, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 4721 sayılı Kanun ile 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.”
Diğer taraftan tüzel kişiler bakımından da kişiliğin korunması bakımından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) genel hükümlerinin uygulanması gerektiği de açıktır.
4721 sayılı TMK’nın “Adın korunması” başlıklı 26 ncı maddesi ise;
“Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir.
Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddî zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir.”
Şeklindedir.
Belirtilen kanuni düzenlemelere göre, dava 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 26 ncı maddesi kapsamında adın korunmasına ilişkin olup uyuşmazlık 6356 sayılı Kanun’dan kaynaklanmadığından, somut uyuşmazlıkta görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu açıktır.”
(Yargıtay9. Hukuk Dairesi, E. 2021/11835, K. 2021/16749, T. 21.12.2021) Yargıtay verilen kararında, sendikaların birer tüzel kişi olduğunu bu nedenle de adın korunması hükümlerinden yararlanarak isim haklarının korunacağını ifade etmiştir.

Esma Günay

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu