Soybağının (Nesebin) Reddi Davası İle Nüfus Kayıtlarının Düzeltilmesi Davasının Karşılaştırılması

GİRİŞ

Bu çalışmada ilk olarak soybağının reddi davası, ardından nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası incelenmiştir. Çalışmanın devamında ise bu iki davanın farkları belirtilmek suretiyle karşılaştırılması yapılmıştır.

A.SOYBAĞININ REDDİ DAVASI

A.1. Baba Ve Çocuk Arasında Soybağının Kurulması

Doğum gözlemlenen bir olgu olduğundan dolayı çocuk ile anne arasındaki soybağı doğumla kurulur. Baba açısından soybağının kurulması ise Türk Medeni Kanunu’nun 282.maddesine göre anne ile evlilik, tanıma veya da mahkeme kararı ile olur.

A.1.1. Babalık Karinesi

Anne ile evlilik doğumdan önce olabileceği gibi doğumdan sonra da olabilir. Her iki durumda da çocuk ile baba arasında soybağı kurulacaktır. TMK 285. maddesinde babalık karinesi olarak adlandırdığımız bir karineye yer vermiştir. Hükme göre “Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.” Görüldüğü üzere kanun, gerek evlilik devam ederken gerekse de evliliğin sona ermesinden itibaren üç yüz gün içinde doğmuş olan çocuğun babasını koca olarak kabul etmiştir. Ama her zaman için bu kabul gerçekle bağdaşmayabilir. Koca çocuğun babası olmayabilir. Bahsi geçen kural bir karinedir. Bu sebeple aksi ispatlanabilir. İşte kanun koyucu TMK’nın 286.maddesinde bu karinenin çürütülmesine bir imkân olarak soybağının reddi kavramını düzenlemiştir.

A.1.1.1. Soybağının Reddi

TMK m.286’ya göre“Koca, soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir. Bu dava ana ve çocuğa karşı açılır.” Davanın amacı kocaya yönelik olan babalık karinesinin çürütülmesi ve bu sayede koca ile çocuk arasında kurulmuş olan soybağının ortadan kaldırılmasıdır. Eğer dava kabul edilir ve aradaki soybağı kalkarsa çocuk “baba yönünden soybağı bulunmayan çocuk statüsüne” girer.[1]

“4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre, çocuk ile anne arasındaki hukuki soybağı doğumla; çocuk ile baba arasındaki hukuki soybağı ise anneyle evlilik, tanıma, babalık davasında verilen hüküm veya evlat edinmeyle kurulmaktadır. Baba ile çocuk arasında evlilik içinde doğmaya, babalık karinesine (TMK m. 285), dayalı olarak hukuken kurulmuş bulunan soybağı ilişkisinin ortadan kalkması ancak soybağının reddi ile söz konusu olabilmektedir. Soybağının reddi davasının başarıya ulaşarak çocuk ile babası arasındaki soybağının ortadan kalkması sonucunda çocuk, baba yönünden soybağı bulunmayan çocuk statüsüne girer. Anayasa Mahkemesi’nin 25.06.2009 tarihli ve 2008/30 Esas, 2009/96 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, kişinin genetik-biyolojik kökeni kendisine ait olmayan çocuğu reddetme hakkı en temel haklarından birisidir.”[2] Yargıtay bu kararında AYM’nin vermiş olduğu bir karara atıf yapmıştır. Bahsi geçen kararda AYM “kişinin genetik-biyolojik kökeni kendisine ait olmayan çocuğu reddetme hakkı en temel haklarından birisidir.” yorumunda bulunmuştur.

Soybağının reddi davası oldukça önemlidir zira baba ve çocuk arasında kurulmuş olan soybağı yalnızca soybağının reddi davası ile kaldırılabilir. Çocuk ve koca arasında soybağının olmadığına dair bir tespit davası açılamayacağı gibi bu husus nüfus kaydının düzeltilmesi davasının da konusu yapılamaz.[3]

Kanun sistematiğine bakıldığında soybağının reddi davasında ispat iki ayrı başlıkta ele alınmıştır. Bunlardan ilki “evlilik içinde ana rahmine düşme” iken ikincisi “evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşme”dir.

Medeni Kanunumuz çocuğun hangi zaman dilimi içerisinde ana rahmine düşmüş sayılacağını belirtmiştir. “Evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılır.” Bu ihtimalde babalık karinesini çürütmek isteyen baba ağır bir ispat yükü ile karşılaşacaktır. TMK’nın 287.maddesine göre “Çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacı, kocanın baba olmadığını ispat etmek zorundadır.” Evlilik içinde ana rahmine düşen çocuğun babasının koca olması oldukça yüksek bir ihtimal olduğundan dolayı kocanın soybağının reddi için ispatlaması gereken, baba olmasının imkânsız olduğudur. Bunun için de ya anne ile koca arasında cinsel ilişki yaşanmasının imkânsız olduğu ya da böyle bir ilişki yaşanmış olsa dahi çocuğun kocanın cinsel ilişkisinden olmasının imkânsız olduğu ispatlanmalıdır. Yalnızca kuşku duyulmasına yol açacak olguların ileri sürülmesi yeterli kabul edilmemektedir.[4] Doktrinde verilen örneklere göre anne ile kocanın fiilen aynı ortamda bulunmamaları, kocanın hareket yeteneğini tamamen engelleyen sağlık sorunlarının olması, anne ile koca arasında düşmanlık raddesine varan kavga hali, cinsel ilişkinin fiilen imkânsızlığına delil olarak gösterilebilecek olgulardır. Kocanın infertilite (kısır) olması, annenin koca ile olan cinsel ilişki öncesinde hâlihazırda gebe olması durumları ise çocuğun kocanın cinsel ilişkisinden olmasının imkânsızlığına ilişkin örneklerdir. Teknolojinin gelişimi sayesinde günümüzde bu alandaki tıbbi çalışmalar oldukça gelişmiştir. Kan ve genetik incelemelerle de kocanın gerçekten baba olup olmadığı tespit edilebilmektedir. Bu hususta TMK’nın 284. maddesi “Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir.” hükmüne yer vermiştir.

“Dosya incelendiğinde; davacı-davalı … tarafından, hükme dayanak adli tıp kurumu raporuna karşı süresinde itiraz talebinde bulunduğu, itirazında davalı-davacı … yerine bir başkasından DNA örneği alınmış olabileceği, DNA örneklerinin aradan çok uzun zaman geçtikten sonra alınmış olmasının rapor sonucuna etki edebileceğini belirtmiştir. Mahkemece, davacı anne …, soybağı düzenlenecek olan küçük Pelin Hayat ve baba olduğu iddia edilen davalı …’in aynı anda birlikte DNA örneği vermek üzere sevk edilerek yeniden Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınması gerekirken, bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlar karşılanmadan bu rapor ile yetinilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulmasına gerekmiştir.”[5] Her ne kadar teknolojik gelişmeler soybağının ispatı için oldukça büyük bir kolaylık getirse de bu yöntemlerin kullanıldığı durumlarda da sonuca ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Yargıtay alınan rapora kaşı şüpheler varsa bu rapora itiraz edilmişse artık yalnızca o rapor ile yetinilmemesi gerektiğini açıklamıştır.

“Soybağını düzenleyen davaların kamu düzeninden olduğu gözetilerek hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde araştırma yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle DNA raporlarının uzmanlardan oluşan bir heyet tarafından düzenlenmesi gerekmektedir. Mahkemece, en yakın Adli Tıp Kurumundan heyet raporu alınması gerekirken, tek hekim tarafından düzenlenmiş rapor ile yetinilerek hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.”[6] Yine bu kararında da Yargıtay, DNA raporları için bir değerlendirme yapmış ve bu raporların tek hekim tarafından değil heyet raporu şeklinde oluşturulması gerektiğini belirtmiştir.

Çocuğun evlilik içinde ana rahmine düşmesi ihtimalinde soybağının reddi için kocaya ağır bir ispat külfeti yükleyen kanun koyucu ikinci ihtimal olan çocuğun evlenmeden önce veya ayrı yaşam sırasında ana rahmine düşmüş olması halinde daha hafif nitelikte bir ispat külfeti getirmiştir. TMK m.288’e göre “Çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmez.” Evlenme tarihinden itibaren 180 gün içinde doğan çocuk evlilikten önce ana rahmine düşmüş olarak kabul edilir. Bu durumda yalnızca evlenme tarihinin ve çocuğun doğum tarihinin ispatlanması yeterlidir; başka herhangi bir delil gösterilmesine gerek yoktur. Ayrı yaşama hali için yeni medeni kanun önceki medeni kanundan farklı olarak ayrı yaşamanın bir ayrılık kararına dayanmasını gerekli görmemiştir. Gerek ayrılık kararına bağlı olarak gerekse de buna dayanmayan fiili ayrı yaşama durumlarında koca ispat için getirilmiş olan kolaylıktan yararlanabilecektir. Bu halde ispatlanacak husus çocuğun koca ve anne fiilen ayrı yaşarken anne rahmine düşmüş olmasıdır. Her ne kadar bahsi geçen bu iki halde ispat açısından bir kolaylık getirilmiş olsa da aynı hükmün ikinci fıkrasında bu hallerde dahi babalık karinesinin geçerliliğini koruyacağı bir hususa değinilmiştir. Bu fıkraya göre “…gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karine geçerliliğini korur.” Çocuğun evlilikten önce ya da fiilen ayrı yaşama halinde ana rahmine düşmesi halinde dahi eğer gebe kalma döneminde koca ve anne arasında cinsel ilişki yaşanmış olduğuna dair inandırıcı kanıtlar varsa artık babalık karinesine geri dönülecektir. Bu durumda ise ana kurala dönüldüğü için ispat konusunda da ana kurala dönülecektir. Yani koca ile çocuk arasındaki soybağının reddi için ya cinsel ilişkinin imkânsızlığı ya da çocuğun kocanın cinsel ilişkisinden olmasının imkânsızlığı ispatlanmalıdır. 

Davacı olabilecek kişiler kanunda belirtilmiştir. Bu kişiler koca ve çocuktur. İkisinin dava hakkı birbirinden bağımsızdır. Soybağının reddi davası açma hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Tam ehliyetli olan koca elbette ki davayı açabilir. Sınırlı ehliyetli olan koca da yasal temsilcisinden bir rıza almadan bu davayı açabilecektir. Koca tam ehliyetsizse hakkın kişiye mutlak suretle bağlı olmasından dolayı davayı yasal temsilcisi açamayacaktır. Koca davayı açmadan ölmüşse artık koca açısından dava açma hakkı sona ermiş olur; mirasçılar bu hakka sahip değildir. Kişiye sıkı sıkıya bağlılık çocuğun dava açması yönünden de geçerliliğini korumaktadır. Bu sebeple çocuk ergin olduktan sonra ayırt etme gücüne sahipse kısıtlı olsa dahi yasal temsilcisinden onay almadan davayı açabilir. Ergin olmayan çocuk için dikkat etmemiz gerekense çocuğun bu davayı açabilmesi noktasında ayırt etme gücüne sahip olup olmadığıdır. Çocuğun bu davanın sonuçlarını algılayabilecek bir olgunlukta olması gerekmektedir.[7] Kanun çocuğun ayırt etme gücüne sahip olmaması halinde davanın kim tarafından açılacağını da düzenlemiştir. “Ergin olmayan çocuğa atanacak kayyım, atama kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir yıl, içinde soybağının reddi davasını açar.” Koca da olduğu gibi çocukta da ölüm halinde dava açma hakkı sona erer; mirasçılar çocuk adına soybağının reddi davası açamazlar.

“Davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. …’ın dosya içerisinde bulunan vekâletnamesi genel vekâletnamedir. Açıkça yetki verilmemiş ise vekil, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları açamaz ve takip edemez (HMK m. 74). Soybağına ilişkin davalar kişiye sıkı sıkıya bağlı haklara ilişkin olduğu için bu tür davalarda vekâletnamede özel yetki bulunması gerekmektedir. Buna göre; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 74 üncü maddesi gereğince soybağının reddi davasını açabilmek için davacı, takip edebilmek için davalılar vekilinden özel yetkiyi içeren vekâletname istenmesi, bu süre içinde vekâletname verilmemesi halinde kararın asıllara tebliği ile, asıllar tarafından temyiz veya temyizden feragat dilekçesi verilmesi halinde dilekçe eklendikten sonra gönderilmek üzere iadesine karar vermek gerekmiştir.”[8] Yargıtay yukarıda ifade ettiğimiz gibi soybağının reddi davasının kişiye sıkı sıkıya bağlı haklara ilişkin olduğunu bu nedenle de vekile özel yetki verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Her ne kadar kanunda davacı olarak koca ve çocuk belirtilmiş olsa da bazı hallerde bunlar dışındaki kişiler de dava açabilecektir. TMK m.291’e göre “Dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâllerinde kocanın altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia eden kişi, doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabilir.” Kanun hükümde belirtilen şartların mevcudiyeti halinde kocanın altsoyunun, annesinin ve babasının dava açabileceğini belirtmiştir. Bunlara ek olarak gerçek baba olduğunu iddia eden kişi de yine bu şartların varlığı halinde dava açabilecektir. Bahsi geçen şartlar ise kocanın ölmesi, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi veya da hakkında gaiplik kararının verilmesi durumlarından birinin varlığı ile bu durumların dava açma süresi geçmeden önce meydana gelmesidir. Kocanın ölümü sürenin sona ermesinden daha sonra gerçekleşmişse artık diğer ilgililer soybağının reddi davasını açamayacaklardır. Eğer koca ölmeden önce çocuğun kendi çocuğu olduğunu kabul etmişse artık dava açma süresi sona ermemiş olsa dahi diğer ilgililer dava açamaz. Bahsi geçen ilgililerin dava hakkı birbirinden bağımsızdır.[9]

Davalı taraf ise davacının kim olduğuna göre belirlenir. Dava koca tarafından açılmışsa davalı anne ve çocuktur. Anne ve çocuk zorunlu dava arkadaşıdır bu sebeple yalnızca birine karşı dava açılamaz. Kural davada çocuğun kayyım tarafından temsilidir. Anne ölmüşse dava sadece çocuğa karşı açılır. Çocuk ölmüşse dava anne ve çocuğun mirasçılarına karşı açılır. Dava çocuk ya da çocuk adına kayyım tarafından açılırsa davalı anne ve koca olacaktır. Yine koca ve anne arasındaki dava arkadaşlığı da zorunlu dava arkadaşlığıdır.

Yukarıda bazı şartların gerçekleşmesi halinde diğer ilgililerin de dava açabileceğini belirtmiştik. İşte bu ilgilerden kocanın annesi, babası ve altsoyunun davacı olması halinde davalı tarafta anne ve çocuk bulunurken gerçek baba olduğunu iddia eden kişinin dava açması halinde ise davalı tarafta anne ve çocuğa ek olarak koca da yer almalıdır.[10]

TMK m.289’da dava için öngörülen hak düşürücü süreler belirtilmiştir. Hükmün ilk fıkrasına  göre “Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl, içinde açmak zorundadır.” Hükmün ikinci fıkrasında ise çocuğun davayı açabileceği süre belirtilmiştir. “Çocuk, ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorundadır.” Çocuk ergin değilse onun adına kayyımın dava açacağını belirtmiştik.Kayyımın dava açma süresi ise “Ergin olmayan çocuğa atanacak kayyım, atama kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir yıl, içinde soybağının reddi davasını açar.” şeklinde düzenlenmiştir. Diğer ilgililerin dava açması süresi ise “doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabilir.” olarak düzenlenmiştir.  Hak düşürücü süreyi düzenleyen hükmün devamında bu sürenin uzamasına yönelik bir durum belirtilmiştir. Buna göre “Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.”

“Soybağının reddi davasında, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı hususunda ve davanın temellendirilmesinde belirleyici olan “öğrenmenin”, ne zaman gerçekleştiği noktasında şüphenin veya söylentinin öğrenme açısından yeterli olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Yerleşik Yargıtay uygulamalarında, yargılama dışında elde edilmiş babalık raporlarına özellikle hak düşürücü süre niteliğindeki dava açma süresinin öğrenme tarihinden itibaren başlaması bakımından dikkate alındığı görülmekte, yani öğrenmenin yargılama dışı babalık testi ile gerçekleşmesi anında hak düşürücü sürenin başlayacağı kabul edilmektedir. Dolayısı ile bir çocuğun kendisinden olmadığı yönündeki şüphe veya söylenti öğrenme açısından yeterli kabul edilemeyecektir.”[11] Yargıtay hak düşürücü sürenin başlamasına sebep olan öğrenme olgusunun gerçekleşmesi için şüphe ve söylentilerin yeterli olmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur.

Soybağının reddi davasında görevli mahkeme aile mahkemesi iken yetkili mahkeme taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeridir.

Hâkim soybağının reddine karar verirse bu karar geçmişe etkili olarak sonuç doğurur. Koca ile çocuk arasındaki soybağı çocuğun doğumundan itibaren ortadan kalkar. Bu nedenle dava yenilik doğurucu niteliktedir. Karar herkesi bağlar.

B.NÜFUS KAYITLARININ DÜZELTİLMESİ DAVASI

Nüfus kayıtları tutulurken yanlışlık yapılmış olabilir. Böyle bir ihtimalde gerçek durum ile kaydedilmiş olan durum birbirine uyumlu olmayacağı için ilgililer bu yanlışlığın giderilmesini talep edebilir. İşte bu talep nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası aracılığı ile yapılır.

“Kayıt düzeltilmesi, aile kütüğüne işlenmiş kaydın bir kısmının düzeltilmesi veya değiştirilmesidir. Nüfus kütüklerindeki doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur. İşte bu noktada, nüfus kütüğünde yer alan doğru olmayan kayıtlar, ilgilileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılacak olan kayıt düzeltme davası ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak adlandırılmakta olup zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir.”[12] Yargıtay’a göre bu davada her türlü kanıt kullanılabilecektir.

Davacı sıfatına sahip olabilecek kişiler kaydın düzeltilmesinde hukuki bir menfaati olan kişilerdir. Davalı ise Nüfus Müdürlüğüdür.

Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36.maddesine göre görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

Davanın açılması herhangi bir süreye bağlanmamıştır.

Dava kamu düzenine ilişkindir bu nedenle re’sen araştırma ilkesi uygulanır. Böylece hakim tarafların getirdiği bilgi ve belgelerin dışında da bilgi ve belgeleri araştırıp dikkate almalıdır.

Bu dava bir tespit davasıdır.[13]

Mahkeme tarafından verilen karar kesinleştikten sonra nüfus kaydı düzeltilir.

C. SOYBAĞININ REDDİ DAVASI İLE NÜFUS KAYITLARININ DÜZELTİLMESİ DAVASININ KARŞILAŞTIRILMASI

“Soybağının reddi davası ile kayıt düzeltme davası, sonuçları (hane dışına çıkarmak) bakımından benzerlik göstermekte ise de, içerik ve yargılama kuralları açısından kendi özel hükümlerine bağlıdır. Soybağının reddinde, kişisel duruma ilişkin nüfus kaydında yer alan bilgi doğru olarak meydana gelmiş ve kütüğe tescil edilmiştir. Ancak bu doğru daha sonra soybağının reddi davası ile teknik anlamda bir yanlışlığa dönüştürülmüştür. Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise, nüfus kaydının gerçek durumu yansıtmadığı, baştan yanlış olarak kütüğe geçirildiği söz konusudur.”[14]

Yargıtay’ın da belirttiği gibi soybağının reddi davası ile nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davaları birçok açıdan birbirinden ayrılır.

Bu iki dava türünün farkları şu şekildedir:

*Soybağının reddi davasında nüfus kaydı tutulurken o anda doğru olduğu kabul edilen durumla kayıt arasında bir uyumsuzluk yokken, nüfus kaydının düzeltilmesi davasında bu iki durum arasında uyumsuzluk vardır.

*Soybağının reddi davası temel olarak Türk Medeni Kanununda düzenlenirken nüfus kaydının düzeltilmesi davası Nüfus Hizmetleri Kanununda düzenlenmektedir.

*Soybağının reddi davasında davacı, koca ve çocuk ve bazı durumlarda diğer ilgililer iken nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davasında davacı, kaydın düzeltilmesinde hukuki menfaati bulunan herkes olabilir.

*Soybağının reddi davasında davalı davacıya göre belirlenir. Buna göre davalı anne ve çocuk ya da anne ve koca olabileceği gibi anne koca ve çocuk da olabilir. Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davasında ise davalı Nüfus Müdürlüğüdür.

*Soybağının reddi davasında görevli mahkeme Aile Mahkemesi iken nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.

*Soybağının reddi davası hak düşürücü süreye tabi iken nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası herhangi bir süreye bağlanmamıştır.

*Soybağının reddi davası bir yenilik doğuran dava iken nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası bir tespit davasıdır.

Dural’a göre soybağının reddi davası babalık karinesi sayesinde koca ile çocuk arasında kurulan soybağının kaldırılmasını ifade eder. Babalık karinesine dayalı olmaksızın kocanın nüfus kütüğüne kaydedilen çocuk ile koca arasında soybağı kurulmuş olmaz. Bu nedenle de eğer koca ile çocuk arasında bir soybağı bulunmadığı iddiası ile dava açılırsa bu dava soybağının reddi davası değil, nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır.[15]

Görüldüğü üzere soybağının reddi davası ve nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası oldukça farklı özelliklere sahiptir. Bu nedenle davanın türünün doğru tespit edilmesi oldukça önemlidir. Hakim tarafların beyanı ile bağlı kalmadan hukuki nitelemeyi yapar. Yargıtay’da bu hususta şunları ifade etmiştir: “…soybağı davaları ile nüfus düzeltim davaları arasında davanın tarafları dava açması süresi ve ispat kuralları bakımından ciddi ayrımlar bulunduğu açıktır. Bir davada olayları açıklamak taraflara, hukuki niteleme hakime aittir.”[16]


[1] Mustafa DURAL, Türk Özel Hukuku Cilt 3 Aile Hukuku, 14. Baskı, İstanbul 2019, s. 270

[2] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/5886, K. 2021/9694, T. 16.12.2021

[3] Mustafa DURAL, s. 270

[4] Mustafa DURAL, s. 272

[5] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2021/5738, K. 2021/9678, T. 16.12.2021

[6] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi E. 2021/5966, K. 2021/9684. T. 16.12.2021

[7] Mustafa DURAL, s. 279

[8] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, E. 2021/5805, K. 2021/10034 T. 23.12.2021

[9] Mustafa DURAL, s. 282

[10] Mustafa DURAL, s. 283

[11] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/5886, K. 2021/9694, T. 16.12.2021

[12] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/8482, K. 2021/9100, T. 02.12.2021

[13] Cihan Avcı Braun, “Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası mı, Soybağının Kurulmasına İtiraz Davası Mı?”, YÜHFD, C.XVIII, 2021/2, s. 855

[14] Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2017/6331 K. 2017/7304 T. 18.05.2017

[15] Mustafa DURAL, s. 271

[16] Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2017/6331 K. 2017/7304 T. 18.05.2017


Esma Günay

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu