Ticari İşletmenin Devri

Tacir, ticari faaliyetine devam etmek istemiyorsa ticari işletmesiyle ilgili iki farklı yola başvurabilir. İlki işletmesini tasfiye etmesidir. Bu durumda var olan bir ekonomik değer sona erer ve çalışan işçiler işsiz kalır ki bu durum ülke ekonomisi için arzu edilmeyen bir sonuçtur. Tacirin başvurabileceği ikinci yol ise işletmesini devretmektir. Bu durumda tacir bir karşılık elde ederkendevralan kişi işletmeyi işletmeye, çalışanlar ise işlerine devam ederler. Bu yol ülke ekonomisi için de daha verimlidir.[1]

İşletme malvarlığına yönelik hukuki düzenlemelerle devretme işlemi kolaylaştırılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda getirilen dengeleyici hükümlerle işletme ilgililerinin menfaatleri de korunmaya çalışılmıştır.

Ticari İşletme Nedir?

TTK m. 11/1’e göre ticari işletme, “esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir”.

Ticari İşletme Devrine Yönelik Kanuni Düzenlemeler

Ticari işletme devrini düzenleyen hükümler Türk Borçlar Kanunu m.202 ve Türk Ticaret Kanunu m.11/3’tür. Bunlara ek olarak Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde de konuya ilişkin hükümler yer almaktadır.

Doktrindeki bir görüşe göre TBK ve TTK birbirine uyumlu değildir. Bu görüşe göre TBK’da borçların geçişi düzenlenmiş ancak aktiflerin geçişine ilişkin bir düzenleme getirilmemiştir. Bu sebeple aktiflerin devri için cüz’i halefiyet ilkesinin kabul edilmiş olduğu söylenebilir. Bu kabule göre her bir malvarlığı unsuru hukuk düzenin öngördüğü devir koşullarına göre devredilir. TTK 11/3 ise işletmenin devrini aktif ve pasifleriyle birlikte bir bütün olarak düzenler. Bu hüküm kompleks bir malvarlığı olan işletme malvarlığının tek bir işlemle devrineimkân tanır. Devir kısmi külli halefiyet ilkesince gerçekleştirilir.[2]

Doktrindeki bir diğer görüşe göre ise bu iki kanunun uygulama alanları birbirinden farklıdır. Bu görüşe göre TBK m.202’de işletmelerin aktif ve pasifleriyle devri düzenlenmektedir. TBK m.203’te ise işletmelerin birleşmesi düzenlenmiştir ki birleşmelerde de TBK m.202 hükmü uygulanacaktır. Bahsi geçen hükümlerde düzenlenen husus işletmeler düzeyinde kalan malvarlığı birleşmeleridir. Devir veya birleşme şahıs unsurunu etkilemez; işletmeyi işleten şirketler ve bu şirketlerin ortakları birleşmez. Zira bilindiği üzere ticaret şirketlerinin birleşmesi Türk Ticaret Kanunu’nun 136 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Birden fazla ticaret şirketi birleşerek yeni bir ticaret şirketi oluştururlar ya da en az bir ticaret şirketi var olan bir diğer ticaret şirketi tarafından devralınır. Burada da şirket işletmeleri devredilmekte veya birleşmektedir fakat işletme devrini düzenleyen TBK m.202‘den farklı olarak şirketlerin ortakları da tek bir şirket altında toplanırlar. Bu sebeple bir şirketin sadece işletmesi devralınıyorsa TBK m.202, şirketin kendisi devralınıyorsa TTK m.136 vd. uygulanacaktır.[3]

Devrin Koşulları

a)İşletmenin Devredilebilir Olması

İşletmedevredilebilir nitelikte olmalı, devri yasaklanmış olmamalıdır. Devri yasak olan bir işletmenin devrine yönelik işlemler geçersiz olur.

b)İşletme Aktif Ve Pasifleriyle Devredilmelidir

İşletmenin hem aktif hem de pasif malvarlığı devredilmelidir. Fakat ticari işletmenin malvarlığında bulunan tüm unsurların devri zorunlu değildir; sözleşme özgürlüğü çerçevesinde bazı unsurlar kapsam dışında bırakılabilir. Önemli olan ticari işletmenin işletme olarak devamına imkân sağlayacak olan malvarlığı unsurlarının devredilmiş olmasıdır. Neyin devamlılık için zorunlu olduğu her bir somut olay için değişiklik gösterir. Bu unsurların tespitinde ticari defterlerden yararlanılabilir.[4] TTK m.11/3’te aksi öngörülmediyse dendiği için sözleşmede açıklık yoksa unsurların devrin dışında bırakılmadığı kabul edilir. Asıl olan işletmenin tüm unsurları ile devridir; bir unsurun devre dâhil olması istenmiyorsa sözleşmede açıkça belirtilmelidir.

“…protokol tarihinde yürürlükte bulunan işletme devrine ilişkin yasal düzenlemeyi içeren mülga BK’nın 179. maddesinde bir mameleki veya bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kimsenin bunu alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan ettiği tarihten itibaren onlara karşı mamelekin veya işletmenin borçlarından mesul olacağı düzenlenmiştir. Buna göre, bir işletmenin devrinden bahsedilebilmesi için mamelekin veya işletmenin aktif ve pasifiyle birlikte devredilmesi gerekmekte olup, taraflar arasında yapılan sözleşmenin içeriği, tarafların iradelerinin yöneldiği sonuç ve sözleşmenin ifa ediliş şekline göre yapılacak değerlendirmeden devralanın işletmeyi tüm faaliyeti ile bu faaliyetten doğmuş alacak, borç, hak ve malvarlığı ile devraldığı sonucuna varılması halinde yapılan işlemin işletme devri niteliğinde olduğunun kabulü gerekmektedir.”[5]

bb)TBK m.202’nin Niteliği

TBK m.202 hükmünün emredici olup olmadığı, tarafların devralanın borçlardan sorumlu olmayacağını kararlaştırabilip kararlaştıramayacakları tartışmalıdır.Teminat teorisine dayanan görüşe göre TBK m.202 emredicidir. İşletmenin borçları için aktifler bir güvencedir, alacaklı alacağını tahsil edemezse işletmenin malvarlığına başvurarak alacağını tahsil etmeye çalışır. Eğer TBK m.202’nin emredici olmadığı bu sebeple tarafların devralanın borçlardan sorumlu olmayacağını kararlaştırabilecekleri kabul edilirse alacaklılar zarar görebilir. Alacaklıların böyle bir risk ile karşı karşıya kalmasını istemeyen bu görüş açısından TBK m.202 emredicidir taraflar devralanın borçlardan sorumlu olmayacağını kararlaştırırlarsa bu hüküm geçersiz olur. Yargıtay uygulaması da bu yöndedir.[6]

Bir diğer görüş ise irade teorisine dayanmaktadır. Bu görüş için sözleşme özgürlüğü ön plandadır. TBK m.202 “borcun üstlenilmesi” başlığı altında düzenlenmektedir. Borcun üstlenilmesinin temel koşulu ise devralanın irade açıklamasıdır. TBK m.202 işletme malvarlığının borçlarıyla beraber geçişini kolaylaştıran bir imkândır yoksa bir zorunluluk değildir. Borçlar kısmen veya tamamen kapsam dışında bırakılabilir.[7]

c) Devir Yazılı Bir Sözleşme İle Yapılmalıdır

TTK m.11/3 ile ticari işletmelerin devrini kolaylaştırmaya yönelik bir imkân getirilmiştir. Bu hükme göre “Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Hükümden de anlaşılacağı üzere ticari işletmeyi oluşturan her bir malvarlığı unsuru için gerekli olan borçlandırıcı işlemlerin ve tasarruf işlemlerinin yapılmasına gerek olmadan tüm malvarlığı unsurları bütün halinde devredilebilecektir. Devre yönelik sözleşmenin yazılı olması geçerlilik şartıdır.

cc)Devir Sözleşmesinin Niteliği

Devir sözleşmesinin niteliği tartışmalıdır. Bir görüşe göre borçlandırıcı nitelikteyken bir diğer görüşe göre tasarruf işlemidir.

d)Devir Sözleşmesi Ticaret Siciline Tescil Edilmelidir

Devir sözleşmesi ticaret siciline tescil edilir. Devir, tescil tarihi itibariyle gerçekleşmiş olur. Tescil geçerlilik şartıdır. İlan ise geçerlilik şartı değildir, üçüncü kişilere duyuru anlamı taşır.

Bilindiği üzere taşınmazların iktisabında tescil gerekmektedir. Ancak ticari işletmenin devrini kolaylaştırmak isteyen kanun koyucu bahsi geçen yazılı devir sözleşmesi ile işletmenin taşınmaz malvarlığı unsurlarının tescilsiz olarak kazanılmasına imkân tanımıştır. Bu sayede devir sözleşmesinin sicile tescili yeterli olmakta ayrıca taşınmazların tapu siciline tesciline gerek kalmamaktadır.

TSY m.133/4’e göre “Ticari işletme devir vaadi, belli bir süre sonra hüküm ifade edecek devirler ve şartlı devirler tescil edilemez.”

dd)Devrin Diğer Sicillere Bildirimi

TSY m. 135/5 uyarınca “Ticari işletmenin devrinde, devredilen işletmenin malvarlığına dâhil olan tapu, gemi ve fikri mülkiyet sicilleri ile benzeri sicillerde kayıtlı bulunan mal ve hakların devralan adına tescilinin gecikmeksizin yapılması amacıyla, müdürlük tarafından ticari işletmenin devrinin tescili ile eş zamanlı olarak ilgili sicillere derhal bildirilir”. Bu hüküm ile sicile tescil edilmesi gereken malvarlığı unsurlarının ilgili sicile tescili kolaylaştırılmaya çalışılmıştır. İşletmenin malvarlığı unsurları içinde özel sicile tabi olan haklar varsa bu unsurlar hakkında ilgili sicillere re’sen bildirim yapılması gerekmektedir. Tarafların ayrıca talepte bulunması gerekmez. Bildirimin gecikmeksizin yapılması gerekir. Bununla amaçlanan üçüncü kişilerin iyiniyetle hak iktisabını önlemektir.

Bildirim yapılmazsa ve bu nedenle bir zarar meydana gelirse devletin ve ilgili ticaret sicilini yöneten ticaret odasının sorumluluğu meydana gelir. TTK m.25/2 uyarınca devletin ve sicil yönetimindeki kişilerin uğradığı zararlara karşı müteselsil sorumluluğu vardır. Genel kabul bu sorumluluğun bir kusursuz sorumluluk olduğu yönündedir. Ancak devletin tazminat bedelini ödedikten sonra ilgili kişilere rücu edebilmesi için ilgililer kusurlu olmalıdır.

e)Bazı Durumlarda Rekabet Kurulundan İzin Alınmalıdır

Bazı durumlarda devrin geçerlilik kazanması için devrin Rekabet Kurulu’na bildirilmesi ve Kurul’dan izin alınması gerekebilir.Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme Ve DevralmalarHakkında Tebliğ(Tebliğ No: 2010/4) ilehangi durumlarda rekabet kurulundan izin alınması gerektiğini düzenlenmiştir. Tebliğ’de yer alan 7.maddeye göre,

Bu Tebliğin 5 inci maddesinde belirtilen bir birleşme veya devralma işleminde;

a) İşlem taraflarının Türkiye ciroları toplamının yüz milyon TL’yi ve işlem taraflarından en az ikisinin Türkiye cirolarının ayrı ayrı otuz milyon TL’yi veya

b) Devralma işlemlerinde devre konu varlık ya da faaliyetin, birleşme işlemlerinde ise işlem taraflarından en az birinin Türkiye cirosunun otuz milyon TL’yi ve diğer işlem taraflarından en az birinin dünya cirosunun beş yüz milyon TL’yi

aşması halinde söz konusu işlemin hukuki geçerlilik kazanabilmesi için Kuruldan izin alınması zorunludur.”

Devir işlemi sonucunda piyasada hakim durum oluşacaksa Rekabet Kurulu izin vermeyebilir. İzin verilmezse devir geçersiz hale gelir. Rekabet Kanunu’nun 10. 11. ve 56. maddeleri uygulanabilir.

Devrin Sonuçları

1Tacir Sıfatının Kaybı

Gerçek kişi ticari işletmesini devretmişse ticareti terk etmiş olacağından dolayı tacir sıfatını kaybeder. Bu durumun meydana gelebilmesi için kişinin başka bir ticari işletmesinin mevcut olmaması gerekir. Dernek ve vakıflar da aynı kurala tabidir. Ticaret şirketleri içinse tacir sıfatının sona ermesi için şirketin ticaret sicilinden terkin edilmesi gerekeceğinden yalnızca ticari işletmenin devredilmiş olması şirketin tacir sıfatını kaybetmesi için yeterli değildir.[8]

2-Tüm Malvarlığı Unsurların Devralana Geçmesi

Kural devirle birlikte işletmeye daimi şekilde tahsis edilmiş olan tüm unsurların devralana geçmesidir. Fakat taraflar dilerlerse belirli bazı unsurların devre dâhil olmayacağını kararlaştırabilirler. İşletmeye daimi surette tahsis olunan unsurlar her bir işletmenin özelliklerine göre belirlenmelidir; bu unsurlar devir sözleşmesinde açıkça belirtilmemişse dahi devir bunları da kapsar.

“…olayda ticari işletme söz konusudur ve bir ticari işletmeye hangi unsurların dahil olduğu da Türk Ticaret Kanununun 11. maddesinde açıklanmış ve tesisat, kiracılık hakkı… gibi ( bir müessesenin işletilmesi için daimi bir tarzda tahsis olunan unsurların ) mukavelede aksine hüküm bulunmadıkça, ticari işletmeye dahil sayılacağı belirtilmiş bulunmaktadır. Bu itibarla konusu gazete yayınlamak olan bir işletmede hususi hat ve telefonun, gazete işletmesi için daimi bir tarzda tahsis olunan unsurların bulunduğu şüphesizdir. Aksi takdirde bir gazetenin telefonsuz da çıkarılabileceği kabul edilmiş olur ki, bugün için bu mümkün değildir…Görülüyor ki, bir ticari işletmenin faaliyetine tahsis edilen şeyler, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça işletmeye dahil unsurlar olarak kabul edilir. Davalılara ait devir sözleşmelerinde, hususi hat ile telefonun hariç tutulduğu yazılı bulunmadığına göre, artık bunların işletme ile birlikte davalılara devredildiğini kabul etmekte zorunluluk vardır. Bu nedenle, davalıların sözkonusu teleks ile telefonu kullanmadıkları yolundaki savunmaları geçerli olamayacağından, devirden sonra meydana gelen borçtan, sorumlu tutulmaları gerekir.”[9]

“TTK.nun 51. maddesine göre, bu işletmenin devri aksi açıkça kabul edilmedikçe, ünvanın dahi devrini tazammun eder, davalı Yılmaz 1961 yılında kurduğu şirketin S… ünvanını tescil ettirip kullanmaya başlamış ise de, 1974 yılında ortak aldığı davacıya şirketi 1990 yılında devrederek şirketten ayrılmıştır. TTK.nun yukarıda anılan 51. maddesine göre, şirketin davacılara devri sırasında ünvanının devredilmediği yolunda ayrıca bir anlaşma olmadığından, ünvanın da devredildiğinin kabulü gerekir.”[10]

İyiniyetli devralan MK m.988 uyarınca devrolunan işletmedeki üçüncü kişilere ait olan unsurların da mülkiyetini kazanır.

Müşteri çevresi de işletmenin unsurlarından biri olduğu için devirle birlikte devralana geçer. Bu nedenle Türk Medeni Kanunu m.2’ye dayalı olarak devir sözleşmesinde devredene yönelik bir rekabet yasağı hükmü yer almasa dahi devreden devrettiği işletme ile rekabet etmeme borcu altındadır.[11]

Eğer tacirin ticari işletmesi kendisine ait olan değil de kiraladığı bir taşınmazda faaliyet gösteriyorsa devir ile kiracılık hakkı da devredilmiş olur. Bu durumda kiracılık hakkının devri için kiraya verenin yazılı rızasının alınmasına gerek olmayacaktır.[12]

“Davacı vekilinin katılma yoluyla temyiz istemine gelince; dava, ticari işletme devir sözleşmesinden kaynaklanan alacağın bir kısmından borçlu bulunmadığının tespiti (menfi tespit) isteminden ibarettir. Taraflar arasında düzenlenen 22.03.2012 tarihli sözleşmenin, sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı için, akdedildiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 179.maddesi çerçevesinde, ticari işletmeye dahil tüm unsurların, bu arada, işletmeye dahil taşınır nitelikteki demirbaşlar ile müşteri çevresi ve hatta kiracılık hakkının da devrini içeren nitelikte bir işletme devir sözleşmesi niteliğinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Şu halde, devir için kararlaştırılan bedelin, işletmeye dahil tüm unsurların karşılığı olarak kararlaştırıldığının kabulü gerekir. Bu nedenle, mahkemece, devir için kararlaştırılan ve taksitlerle ödenmesi gereken 72.000 TL tutarındaki bedelin sadece işletmede bulunan demirbaşlara dair olduğu yolundaki kabulü gerek kural olarak ve gerekse de sözleşme metni gözetildiğinde yerinde olmadığı gibi, alınan bilirkişi raporuyla da belirlendiği üzere, işletmeye dahil demirbaşların değerinin toplam 22.000 TL civarında bulunduğu saptanmışken, aksinin kabulünün hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği de tabiidir.”[13]

3-Satış Sözleşmesine Uygulanacak Hükümlerin Devir İşlemine De Uygulanması

Devir satış sözleşmesine dayanıyorsa sözleşmeye uygulanacak olan ayıp ve zapta karşı hükümler devir işlemine de uygulanır.

4-İş Sözleşmelerinin Devri

İŞK m.6’ya göre “İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.”Ticari işletmenin faaliyetleri için düzenlemiş olan iş sözleşmeleri de devrin kapsamındadır.

5-Devralanın İşletmenin Tüm Borçlarından Sorumlu Olması

Ticari işletmenin borçları devrin ihbar yoluyla alacaklılara bildirilmesinden veya Ticaret Sicil Gazetesiyle ilanından itibaren devralana geçer. Devralan işletmenin tüm borçlarını üstlenir ve eski borçlardan sorumlu olur. Genel kural borcun nakli için devralan ile alacaklıların ayrı bir borcun nakli anlaşması yapmaları gerekmesi olmasına rağmen burada kanundan kaynaklı olarak, ayrı bir anlaşma yapılmasına gerek olmadan borçlar devralana geçer. Devralanın bu sorumluluğunun süresi ise her bir borç için mevcut olan zamanaşımı süresine tabidir.

TBK m.202/4’e göre “Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz.” devralanın yapacağı bu bildirim herhangi bir şekil şartına bağlı değildir.

“Plastik fabrikası ve arsası niteliğindeki taşınmaz, borçlu D… Yem Gıda Sanayi Ltd. Şirketi tarafından 21.1.1997 günü diğer davalı üçüncü kişi Ş… Et Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine tapuda satılmıştır. Taşınmaz, evsafı itibariyle ticari işletme niteliğindedir.

BK.nun 179. maddesi uyarınca, bir ticari işletmeyi, aktif ve pasifleri ile devralan kimse, keyfiyeti alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan ettiği tarihten itibaren onlara karşı işletmenin borçlarından sorumlu olur.

İİK.nun 280/IV. maddesi uyarınca da, ticari işletmeyi tamamen veya kısmen satın alan kişi, borçlunun alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kastı ile hareket ettiği, karine olarak kabul olunur. Bu karinenin aksi, satış tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin alacaklıya bildirildiğinin veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaların asılması ile birlikte ticaret sicili gazetesinde, bu mümkün olmadığı takdirde alacaklının ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunun ispatı ile çürütülebilir.[14]

Devralanın borçlardan sorumlu olması için borcun kendisi tarafından bilinmesine gerek yoktur.

Tarafların devralanın borçlara yönelik sorumluluğunu sınırlandırmaya yönelik bir anlaşma yapabilip yapamayacakları doktrinde tartışmalıdır. Bir görüşe göre taraflar borçlardan devralanın sorumlu olmayacağını kararlaştırabilirler ancak bu anlaşma yalnızca iç ilişkide hüküm doğurur ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Bir diğer görüşe göre ise kararlaştırılan sınırlandırmalar yapılacak ilan ve bildirimler sonucunda alacaklılara karşı da ileri sürülebilir. Ancak bu görüşteki yazarlar da borçların tamamen kapsam dışında bırakılamayacağını ifade eder. Üçüncü bir görüşe göre ise bazı borçlar devir sözleşmesinin dışında tutulabilir ve bunlar ilanlarda veya ihbarlarda açık bir şekilde belirtilmek kaydıyla alacaklılara karşı da ileri sürülebilir. Hatta bu son görüş tüm borçların naklini ortadan kaldıran anlaşmaların da yapılabileceğini kabul eder.[15]

“İşletmenin devirden önceki borcuna gelince; kural olarak borcun naklinin alacaklıya karşı hüküm ifade etmesi, Borçlar Kanununun 173 ve 174. maddeleri gereğince, alacaklının muvafakatine bağlıdır. Ancak, aynı Kanunun 179. maddesi bu genel kaideye bir istisna getirmektedir. Buna göre, bir işletmenin aktif ve pasifi ile devrinde alacaklının rızasına hacet kalmaksızın borç, yeni malike intikal eder.

Olayımızda, gazetenin evvelki, sahibi, işletmeyi bütün hak ve vecaibile birlikte devretmiş bulunmaktadır. Basın Kanununun 4. maddesi gereğince, gazete sahibinin kim olduğunun her nüshada belirtilmesi mecburidir. İcra dosyalarındaki Emniyet Müdürlüğü yazısından anlaşılacağı gibi sözkonusu gazete, 4.9.1968 tarihine kadar basılmaya devam etmiş olmasına göre, müessesenin yeni sahibinin ve dolayısile devrin ilan edildiğini kabul etmek lazımdır. Böylece BK.nun 179. maddesindeki şartlar gerçekleşmiş olacağından, davalıların eğer varsa devirden önceki teleks ve telefon borcundan dahi sorumlu olmaları iktiza eder.”[16]

6-Devredenin İki Yıllık Müteselsil Sorumluluğu

Yukarıda da ifade edildiği gibi işletme borçlarının devralana geçmesi için alacaklıların rızası aranmaz işte bu durumun meydana getirebileceği olumsuz sonuçları en aza indirmeye yönelik olarak kanunda işletmenin borçlarından devredenin de devralanla birlikte iki yıl boyunca müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenmiştir.

Devredenin sorumlu olacağı borçlar devrin bildirim veya ilanından önce doğmuş olan borçlardır. Devirden sonra doğan borçlardan devreden sorumlu olmaz.

“Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi uyarınca bir işletmenin devrinde önceki borçlunun, devralanla birlikte iki yıl süreyle işletmenin borçlarından müteselsilen sorumlu bulunmasına, aynı Kanunun 142. maddesine göre de, alacaklının müteselsil borçluların tamamından veya birinden borcun ödenmesini istemesinin mümkün olmasına ve borç tamamen ödeninceye kadar müteselsil borçluların sorumluluklarının devam etmesine göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”[17]

İki yıllık sürenin başlangıcı borcun muaccel olup olmamasına göre değişiklik göstermektedir. Muaccel borçlar için iki yıllık süre bildirim veya ilan tarihinde başlarken muaccel olmayan borçlar için süre borcun muaccel olduğu tarihte başlar. İki yıllık süre hakdüşürücü niteliktedir. İki yıllık süre dolduktan sonra devralan tek başına sorumlu olur.

“…eski ve yeni borçlunun müteselsil sorumluluğu iki yıllık bir devre için kabul edilmiş olup, bu iki yıl ( muaccel borçlar için ) devrin, alacaklılara ihbarı ya da gazetelerde ilan tarihinden itibaren başlar.”[18]

Devreden şirket ticari işletmesini devrettiğinden dolayı işletme konusu kalmadığı için tasfiye haline girmiş olsa bile müteselsil sorumluluk devreden bu şirket için de geçerlidir. Bundan dolayı da devreden şirketin hukuki varlığını iki yıl daha sürdürmesi gerekmektedir. Şirket ancak bu iki yıllık sürenin sonunda ticaret sicilinden terkin edilebilir. Gerçek kişi tacir işletmesini devrettiği için tacir sıfatını kaybetmişse İcra İflas Kanunu m.44’e göre ticaretini terk ettiğini ilan ettiği andan itibaren bir yıl daha iflas yolu ile takip olunabilir. İki yıllık sorumluluk süresinin geri kalanında ise kişi artık iflas yolu ile takip edilemez hakkında yalnızca haciz yoluyla takip yapılabilir.

Devredenin ticari borçları için devreden lehine kefalet verilmişse devir sırasında kefilin rızası aranmaksızın kefalet de iki yıl daha devam eder. Zira ticari işletmenin devri ile birlikte ilgili borca ilişkin müteselsil sorumluluk meydana geleceği için kefilin durumunda bir kötüleşme olmayacak aksine bir kişinin daha bu borçtan sorumlu olması kefilin durumunu iyileştirecektir.[19]


[1]Arıcı, Mehmet Fatih; Ticari İşletmenin Aktif ve Pasifi ile Devri (İstanbul: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2007), s. 1

[2]Arıcı, Ticari İşletmenin Aktif ve Pasifi ile Devri, s. 33

[3]ArkanSabih, Ticari İşletme Hukuku, Banka Ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara 2020 s. 41

[4]Ülgen Hüseyin/ Helvacı Mehmet/ KayaArslan/ Nomer Ertan Füsun, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2019, s.181

[5]T.C. Yargıtay11. Hukuk Dairesi E. 2016/992 K. 2016/7774 T. 6.10.2016 (Kazancı)

[6]Arkan, Ticari İşletme Hukuku, s.43

[7]Arıcı, Ticari İşletmenin Aktif ve Pasifi ile Devri, s.34

[8]Ülgen/ Helvacı/ Kaya/ Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, s.190

[9]T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 1974/3626 K. 1975/1217 T. 20.2.1975 (Kazancı)

[10]T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 1995/5933 K. 1995/6728 T. 25.9.1995(Kazancı)

[11]Arkan,Ticari İşletme Hukuku, s. 45

[12]Arkan, Ticari İşletme Hukuku, s.45

[13]T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2016/2081 K. 2017/1355 T. 8.3.2017(Kazancı)

[14]T.C. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2000/4993 K. 2000/4991 T. 15.11.2000(Kazancı)

[15]Erdem Ercüment; Türk Ticaret Kanunu Uyarınca Ticari İşletmenin Devri, İstanbul 2012, s.1014

[16]T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 1974/3626 K. 1975/1217 T. 20.2.1975(Kazancı)

[17]T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2008/19-355 K. 2008/372 T. 14.5.2008(Kazancı)

[18]T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2007/21-664 K. 2007/745 T. 17.10.2007(Kazancı)

[19]Arkan, Ticari İşletme Hukuku, s. 47-48

Esma Günay

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu